Sıcacık bir yataktadır uyku, güneşin ilk
ışıkları usulca perdenin arasından süzülür. Kirpiklerine değer yatağa uzanmış
güzelin. Eos kirpiklerinin gölgesini güllerle bezer Afrodit’in, Helios’un
isteklerine boyun eğerek. Güzellikte boy ölçüşecek ölümlü / ölümsüz kimse yoktur
Afrodit’le. Ki zaten aşkla yoğrulan bir güzellikle boy ölçüşmek kimin aklına
gelir?
Afrodit’e
önceleri durgun denizlerin, başarılı yolculukların, bağ ve bahçelerin, gül ve
mersin türünden nazlı bitkilerin tanrıçası olarak tapılırdı.
Sonraları aşk ve güzellik tanrıçası
olarak benimsendi. Çoğalma, hayatın sürmesi ve bereketi simgeleyen ana tanrıça
motifi, tanrı ve tanrıçalar arasında en eski olanıdır ve Afrodit de bunlar
arasında en ön sıralarda yer alır.
Afrodit (Aphrodite, Yunanca Ἀφροδίτη) Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Roma mitolojisindeki ismi Venüs'tür.
Öyle çok efsanede geçer ki adı, neresinden başlasak bitiremeyiz. Ama belki en
başına değinmek yerinde olur güzeller güzelinin. Doğumu üzerine söylenenlerden
başlamak…
Hesiodos Afrodit’in Kıbrıs’ta denizin köpüklü
dalgalarından doğduğunu söylerken, Homeros tanrıçanın Zeus ile
Okenos kızı Dione'den doğduğunu
söyler. Afrodit toprak (Gaia) ile gök(Uranüs)ün kızıdır ilk söylenceye göre. Gaia’ya bir gün Uranüs’e öyle kızar ki onun cinsel
organını doğrayıp denize fırlatır. Çok geçmez, bir ilkbahar sabahı, Kıbrıs
adası kıyılarında kıpırtısız olan deniz birden bire köpüklü beyaz bir dalga ile
hareketlenir ve bir dalga ile bir sedef kabuğu kıyıya vurur. Sedefin kapağı
açıldığında içinden güzeller güzeli, okyanus köpükleri içinden doğan anlamına
gelen Afrodit çıkar. Ünlü ressam
Botiçelli’nin köpüklerin içindeki Afrodit’i gösteren tablosu hafızalarda yer
etmiştir.
Bunun dışındaki
söylencelerde annesi değişirken babası Zeus’tur çoğunlukla, yüceler yücesi,
ulular ulusu, yıldırımların efendisi, Zeus. Belki Afrodit de kıskançlık
nöbetlerine savrulduğundaki öfkesini yıldırımlar efendisinden almıştır,
bilinmez…
İşveli, cilveli, gönül
alıcı, baştan çıkarıcıdır. Sevgiyi, sevişmeyi simgeleyen tanrıça, çoğu yerde
oğlu Eros ile görünmektedir. Bunun yanı sıra
tanrıçanın alayında güzelliği, zarafeti ve bereketi simgeleyen Kharitler, Horalar ve Hymenaios yer almaktadır.
Güzelliğiyle baş
döndüren Afrodit’in kocası Ateş ve Volkan Tanrısı, demircilerin ustası topal ve
hantal görünümlü Hephaistos’tur. (Tanrılar katında bile ne tezatlıktır bu, her
güzelin çeki taşı bir çirkin ve her çirkine bir armağan güzel…) Afrodit tabiatı
gereği aşka âşık olduğundan sadakat bağıyla bağlanamaz kocasına, onu ölümlü –
ölümsüz pek çok erkekle aldatır.
Kimler yoktur ki bu
şanslı erkeklerin arasında? Savaş Tanrısı Ares, Tanrıların habercisi Hermes, Bağ
ve Şarap Tanrısı Dionisos, Apollon’un oğlu Phaeton, ölümlü yakışıklı Adonis ve tanrı soylu Ankhises... Burada adı
geçenler (ve de geçemeyenler) gibi çok sayıda ilişkisinden pek çok çocuk sahibi
de olur. Hermes’le birleşmesinden doğan hem erkek – hem kadın cinsiyetlerini
bir arada barındıran ve günümüzde çift eşeyliliğe adını veren Hermafrodit, kimilerine
göre Ares ile birleşmesinden doğan Eros (Ares ile birleşmesinden elinde oku ve
yayıyla alışageldiğimiz Eros’un doğması da ayrı bir hoşluktur bence, insanları
onulmaz yaralarla yaralayan Eros’un yaralama / öldürme sanatında usta savaş
tanrısı Ares’in oğlu olması…), Tanrı soylu sevgilisi Ankhises’ten olma oğlu Aenias
(ki Romalılar soylarını Aenias’a dayandırırlar…). Ve yine Ares’ten olma
çocukları, Phobos (bozgun), Demikos (korku) ve
Harmonia (uyum)… Evlilik Tanrısı Hymen, Bahçe Tanrısı Priape… Hepsi bu
aşkların meyvesidir. İnanışa göre tanrı ya da insan olsun beğendiği herkesi
baştan çıkarabilecek bir güzelliğe ve çekiliğe sahiptir ve sadece banyo yaparak
tekrar bir bakireye dönüşebilmektedir. (Bekârete verilen önem de mitolojik
motiflerin içine böylece yedirilmiştir, bu ayrı bir konu tabi…)

Hoşlandığı
ölümlülerin isteklerini yerine getirir, nefret duyduklarına ve gücünü hafife
alanlara çok acımasızca davranırdı inanışlara göre. Afrodit’in erkeklerin
yaşamını nasıl etkilediğine dair birçok hikâye vardır söylenegelen. Truvalı
Paris’in hikâyesini bilmeyen var mıdır aramızda? Aşkı uğruna yaşadığı şehrin,
ailesinin, halkının yerle bir edilmesine göz yuman Paris.’in?
Bilmeyenler
için kısaca bahsedelim: Bir düğüne çağrılmayan Nifak Tanrıçası Eris, düğünün
orta yerine “en güzele” diye altın bir elma atar. Her tanrıça kendini en güzel
saydığından eleme yapılır tabi, son üçe Afrodit, Hera ve Athena kalır. Ama Zeus
bile bu üçü arasında seçim yapmaya cesaret edemez. Topu İda Dağı’nda çobanlık
yapmakta olan Paris’e atar. Her biri ayrı vaatlerle kandırmaya çalışır Paris’i
ama o Afrodit’e uzatır altın elmayı. Dünyadaki en güzel kadının, Spartalı
Helen’in kalbi vaadine kapılarak. Sparta kralı Menelaos’un karısı olan Helen’i
kaçırması için Afrodit Paris’e yardım eder ve bu olay Truva Savaşını çıkmasına
neden olur. (Sonrasını zaten filmlerden de biliyorsunuzdur… Lafı uzatmaya lüzum
yok fazla.)
Afrodit’in bir başka
özelliği aynı zamanda Savaş Tanrıçası olmasıdır. Kadınların aslında hep bir
amaç uğruna savaştığı düşünülürse ve en büyük amacın da aşk olduğu, çok da
yersiz değildir bu eşleme… Sadece elinde oku, yayı, kılıcı ile değil, tuzak
kurarak, aldatarak, hile yaparak savaşır Afrodit.
Ağaçlardan
mersin, selvi
ve nar ağacı, hayvanlardan kumru, serçe, koç,
teke, güvercin gibi sembollerle belirtilir. Sonradan, bunlara neslin
çoğalmasıyla ilgili olarak tavşan, kaplumbağa, gül ve ıhlamur ağacı sembolleri
de katılmıştır.
Afrodit
Yüzyıllar – bin yıllar boyu sanatçılar için tükenmez bir esin kaynağı olmuştur.
Afrodit, heykelleri her daim kadın güzelliğinin ve estetiğin simgesidir. Heykel ve
resimlerindeki karakteristik özellikler, hafifçe yuvarlak yüzlü, çizgileri
zarif ve kıvrak, gözleri süzgün ve hafif gülümsüyormuş izlenimi veren, sağlıklı
bir güzel kadın görünüşünde tanınmasına, böyle hayal edilmesine sebep olmuştur.
Bazı bilim adamlarına
göre, Afrodit Yunan asıllı sayılmamaktadır. Çağdaş açıklamalara göre Afrodit
Doğu kökenlidir. Belirgin ortak özellikler, Afrodit’le, Asurlular’ın ve
Fenikeliler’in Aşk, üreme Tanrıçaları arasındaki “eş” sayılacak benzerliği
işaret etmektedir. Mısır’dan Asurlular’a pek çok inanışta yer edindiği bilinir
farklı farklı adlarla. Ki sabahyıldızı Venüs onun simgesidir yine… Her sabah ve
her akşam onu görürüz yani gökyüzünde…
Ve “Erkekler Mars’tan
Kadınlar Venüs’ten” deyişi söyleyin bakalım nereden gelmektedir? Savaşçı
ruhuyla erkekler Savaş Tanrısı Ares’ten (Roma mitolojisinde Mars), gizliden
yürüttükleri savaşlarla aşkın peşinde koşan kadınlar Güzellik ve Aşk Tanrıçası
Afrodit’ten (Roma mitolojisinde Venüs) gelmektedir elbet. Hem savaşırlar hem de
kopamazlar birbirlerinden…
Güzellik ve Aşk
Tanrıçası bin yılların geçmesiyle dillerden düşmez, unutulmaz hiç ama günümüz
dünyasının baş döndürücü tüketim hızından o da payını alır. Efsanelerini durup
dinleyecekler, anlatacaklar bir bir azalır. İş bu sebeple, kış gelirken, güneş
ışığı ara ara gösterip kaçarken yüzünü, güzellikleri unutanlara, alışıp
kabullenenlere hatırlatmak için iki satır yazmak boynumun borcudur dedim.
Birkaç söz söyleyiverdim. Efsanelerini zaman zaman anlatmaktan büyük keyif
alacağım sevgili Aşk Tanrıça’sına hayranlığımı sunarak…
Bir sonraki aya kadar,
var olan en mükemmel düzenle, Kaos’la kalın…
Buğday başağı
gibiydi saçları kızın. Denizler mavisi gözleri vardı yağız delikanlının. Ve
işte sanki Afrodit kemerini beline bağlamış gibi Miriam’ın, gözlerini
ayıramıyordu Jordan güzeller güzelinden. Aşk tanrıçası hediyeler sunuyordu
bugün onlara. Bu hediyeler ki, dünyayı artık başka gözlerle göreceklerdi
sayesinde. Ve hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacaktı. Afrodit’in bir
işaretiyle Eros yayını gerdi, oklarını Miriam ve Jordan’ın kalplerine doğru
fırlattı.
Tunnel Dergi 4. sayısında (Aralık 2010) yayınlanmıştır.